Yer Altının Derinliklerinde Gizemli Mikroorganizma Eko-Sistemleri Keşfedildi
Dünya

Yer Altının Derinliklerinde Gizemli Mikroorganizma Eko-Sistemleri Keşfedildi

3

Bilim dünyası, yeryüzünün derinliklerinde, daha önce bilinmeyen ve kendine özgü yaşam biçimlerini barındıran karmaşık bir ekosistemi keşfetti. Güney Dakota eyaletinde bulunan ve geçmişte zengin altın yataklarıyla bilinen eski bir madenin en dip noktalarında yapılan araştırmalar, yüzeyin bin 500 metre altına kadar inen bölgelerde yaşayan mikroorganizmaların, bulundukları çevrenin kimyasal yapısına uyum sağlayarak farklı türlerden oluşan ve birbiriyle etkileşim halinde olan canlı toplulukları meydana getirdiğini gözler önüne serdi. Bu keşif, en zorlu ve izole ortamlarda bile yaşamın ne denli adaptasyon yeteneğine sahip olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Sonuçları prestijli 'Journal of Geophysical Research: Biogeosciences' adlı bilimsel yayında duyurulan yeni bir çalışma, bu yeraltı mikroplarının yalnızca hayatta kalmakla kalmayıp, aynı zamanda belirli görevleri paylaşarak son derece istikrarlı ve organize topluluklar oluşturduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, daha önce bu denli derin ve karanlık ortamlarda bu denli karmaşık bir organizasyonun varlığına dair beklentilerin ötesine geçiyor.

Northwestern Üniversitesi'nden jeobiyolog Dr. Magdalena Osburn liderliğinde yürütülen bu kapsamlı araştırma, Güney Dakota'daki Sanford Yer Altı Araştırma Tesisi'nde gerçekleştirildi. Eskiden Homestake Madeni olarak bilinen bu tesis, bilim insanlarına yeraltının derinliklerini inceleme fırsatı sundu. 2015 ile 2019 yılları arasında süren saha çalışmalarında, madenin yüzeyinden 250 metre ile tam 1500 metre derinlik arasındaki çeşitli noktalardan sıvı ve gaz örnekleri toplandı. Bilim insanları, kayaçları dikkatlice delerek, doğal çatlaklardan sızan suları ve çözünmüş gazları analiz ettiler. Yapılan detaylı incelemeler sonucunda, incelenen su örneklerinin bazılarının tam on bin yıldır yeraltında hapsolmuş olduğu anlaşıldı. Bu uzun süreli izolasyon, mikroorganizmaların benzersiz evrimsel süreçler geçirmesine neden olmuş olabilir.

Araştırma ekibi, çalışmanın başlangıcında, madenin genelinde hakim olan karanlık, izolasyon ve sınırlı enerji kaynakları gibi benzer ekstrem koşullar nedeniyle, tüm derinliklerde ortak bir mikroorganizma grubunun yani bir 'çekirdek mikrobiyom'un bulunmasını bekliyordu. Ancak elde edilen veriler, bu beklentinin tamamen dışında bir tablo çizdi. Birbirine coğrafi olarak yakın noktalarda bile mikrobiyal toplulukların homojen bir yapı sergilemediği, her bir bölgenin kendine özgü jeolojik ve kimyasal özelliklerine göre şekillenmiş, birbirinden tamamen farklı mikroorganizma türlerine ev sahipliği yaptığı belirlendi. Araştırma lideri Dr. Osburn, bu şaşırtıcı bulguyu şu sözlerle ifade etti: "Derinlik arttıkça bazı küçük farklılıklar olabileceğini düşünüyorduk fakat mikrobiyal toplulukların genel olarak birbirine benzeyeceğini varsaymıştık. Ancak karşılaştığımız gerçek, bu varsayımın tamamen dışındaydı. Adeta madenin hiçbir noktasında ortak bir çekirdek mikrobiyomun var olmadığını gözlemledik."

Tür çeşitliliği bölgeler arasında farklılık gösterse de, bu yeraltı ekosistemlerinin genel işleyiş biçimlerinin ve üstlendikleri temel görevlerin şaşırtıcı derecede benzer kaldığı tespit edildi. Araştırmacılar, her bir yeraltı sahasında iki ana mikroorganizma grubunun belirgin rol oynadığını saptadılar. İlk grup, mevcut sınırlı kaynaklarla yaşamını sürdüren, karbon döngüsünü sağlayan ve düşük metabolik aktiviteyle temel biyolojik süreçleri yavaş bir tempoda devam ettiren mikroorganizmalardan oluşuyor. İkinci grup ise, deprem gibi jeolojik olaylarla tetiklenen kimyasal değişimler sonucu ortaya çıkan ve çevreye yayılan kükürt, azot ve demir gibi mineralleri kullanarak beslenen, bu tür besin dalgalanmalarına anında tepki vermeye hazır bekleyen organizmalar. Bilimsel literatürde 'işlevsel loncalar' olarak adlandırılan bu yapıda, farklı mikroorganizma türleri, bulundukları ortamlarda benzer ekolojik rolleri üstlenerek, karmaşık bir denge oluşturuyor. Dr. Osburn, bu durumu, "Her kasabanın bir tesisatçıya ihtiyacı vardır fikri gibi; her saha farklı mikrop türleriyle dolu ancak hepsinin bir tesisatçısı var" şeklinde metaforik bir dille açıklayarak, bu derin yeraltı topluluklarındaki iş bölümünün önemini vurguladı.

Paylaş

İlgili Haberler