ABD Seçimleri Yaklaşırken Petrol Fiyatlarında Beklenti ve Jeopolitik Risk Dengesi
Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimin tırmanması ve ABD ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerdeki belirsizlikler, küresel petrol piyasalarında dikkat çekici dalgalanmalara neden oluyor. Ancak, yaklaşan ABD ara seçimleri, Washington yönetiminin petrol fiyatlarının kontrolsüz bir şekilde yükselmesine izin vermeyeceği yönündeki beklentileri artırıyor. Bu durum, savaşın ilk günlerinde gözlemlenen sert fiyat artışlarının önüne geçerek piyasalarda daha dengeli bir seyir izlenmesine yol açıyor. Brent petrolün varil fiyatı, gerilimin başladığı dönemde önemli bir yükseliş gösterse de, siyasi faktörlerin etkisiyle artış ivmesi törpülenmiş durumda.
Söz konusu gerilimin başladığı 28 Şubat'tan sonraki ilk üç hafta içinde Brent petrolü yaklaşık yüzde 43 oranında bir değer artışı yaşamış ve varil fiyatı 119,5 dolara kadar yükselerek savaş öncesi döneme göre yaklaşık yüzde 65'lik bir prim elde etmişti. Ancak, ABD Başkanı Donald Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilme kararının ardından İran ile yaşanan çatışmaların yeniden alevlenmesiyle birlikte 8 Temmuz'dan itibaren geçen üç haftalık süreçte Brent petroldeki yükselişin yüzde 24 ile sınırlı kaldığı gözlemlendi. 20 Temmuz haftasında yaklaşık yüzde 14'lük bir artışla perşembe günü 102 dolara ulaşan fiyatlar, cuma günü ise bir önceki günkü kapanışın yaklaşık yüzde 4 gerisine düşerek 97 doların altına indi. Bu veriler, anlaşmanın sona ermesinin ardından petrol fiyatlarında bir yükseliş eğilimi olsa da, bu artışın savaşın ilk safhasındaki kadar şiddetli olmadığını gösteriyor.
Ekonomistler ve enerji piyasası analistleri, petrol fiyatlarındaki bu daha ılımlı artışın ardında yatan birkaç temel neden üzerinde duruyor. Bunların başında, piyasalarda beklenen ölçüde fiziki arz kaybının yaşanmaması, küresel çapta mevcut petrol stoklarının yüksek seviyelerde seyretmesi ve denizde bekleyen petrol hacminin fazlalığı yer alıyor. Ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump'ın, iç politikadaki konumu ve yaklaşan ara seçimler nedeniyle petrol fiyatlarının aşırı yükselmesini engelleme yönündeki güçlü siyasi motivasyonunun da bu sınırlı fiyat artışında önemli bir rol oynadığı belirtiliyor. Trump'ın 2028'de yeniden aday olacağını açıklaması, bu kasım ayında yapılacak ara seçimlerin siyasi önemini daha da artırmış durumda. Bu nedenle, Trump yönetiminin benzin ve petrol fiyatlarını kontrol altında tutmaya yönelik atabileceği adımlar, seçim öncesinde ekonomi gündeminin en önemli maddelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Uluslararası veri ve analiz şirketi Kpler'in Kıdemli Petrol Uzmanı Homayoun Falakshahi, petrol fiyatlarındaki mevcut yükselişin büyük ölçüde jeopolitik risk priminden kaynaklandığını ancak piyasada sert fiyat artışlarını engelleyen önemli tampon mekanizmalarının bulunduğunu vurguluyor. Falakshahi, haziran ayında Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının ardından denizlerdeki petrol hacminin 1,35 milyar varille rekor seviyeye ulaştığını ve Çin'in ham petrol stoklarının da piyasalara kısa vadede önemli bir esneklik sağladığını belirtiyor. Falakshahi'ye göre, ABD'de yükselen petrol ve akaryakıt fiyatlarının ara seçimler öncesinde yönetim üzerindeki siyasi baskıyı artırması bekleniyor. Birçok piyasa katılımcısının, yönetimin seçimler öncesinde petrol fiyatlarının aşırı yükselmesini önlemek için güçlü bir siyasi motivasyona sahip olduğuna inandığını ifade eden Falakshahi, bu beklentinin bile spekülatif alımları sınırlamaya yardımcı olabileceğini ekliyor. Falakshahi, Trump'ın küresel petrol fiyatları üzerindeki doğrudan etkisinin sınırlı olduğunu ancak piyasa beklentilerini yönlendirebilme gücüne sahip olduğunu belirterek, İran ile artan gerilim dönemlerinde yaptığı açıklamaların ve sosyal medya paylaşımlarının, beklentileri değiştirerek kısa vadeli fiyat hareketlerinde etkili olduğunu belirtiyor.
Viyana Enerji Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Fereydoun Barkeshli ise petrol piyasasının oldukça spekülatif bir döneme girdiğini ve yatırımcıların uzun süreli arz kesintilerinden ziyade, durumun normale dönme ihtimalini fiyatladığını ifade ediyor. Barkeshli, piyasaların Orta Doğu'daki gelişmelere, savaşın ilk dönemine kıyasla daha zayıf tepkiler verdiğine dikkat çekerek, dünyanın en kritik deniz geçiş noktalarından birinin abluka altına alınması gibi devasa bir krizi fiyatlamakta isteksiz davranıldığını belirtiyor. Barkeshli, vadeli işlem fiyatlarının baskılanması amacıyla manipüle edildiğine dair ciddi şüphelerin bulunduğunu da ekliyor. Trump'ın geçmişte de düşük petrol fiyatlarını savunduğunu hatırlatan Barkeshli, piyasaların büyük ölçüde haber akışıyla hareket ettiğini ve manşetlerin algıyı yönlendirdiğini, bu durumun vadeli piyasa ile fiziksel piyasa arasındaki fiyat farkının olağan dışı şekilde açılmasına neden olduğunu vurguluyor.
İsviçre merkezli veri sağlayıcısı Sparta'nın ham petrol piyasasından sorumlu yöneticisi Aaron Kildow, Trump yönetiminin ara seçimler öncesinde akaryakıt fiyatlarını düşürmek için kullanabileceği seçeneklerin sınırlı olduğunu dile getiriyor. Kildow, ABD'de akaryakıt talebinin, pompa fiyatlarındaki artışa rağmen güçlü seyrini koruduğunu belirtiyor. Kildow'a göre, Trump'ın teorik olarak rafine petrol ürünleri ihracatına geçici kısıtlamalar getirerek iç piyasadaki stokları yeniden dengeleyebileceğini ancak böyle bir adımın, başta müttefik ülkelerin yakıt tedariki olmak üzere ciddi ve istenmeyen sonuçlar doğurabileceğini ifade ediyor. Kildow, petrol fiyatlarını düşürmenin en etkili yolunun Orta Doğu'daki çatışmaların sona erdirilmesi ve petrol akışının normale dönmesi olduğunu vurguluyor. Sevkiyatlar normale dönmeden piyasalarda kayda değer bir değişim beklenmediğini belirten Kildow, ABD'nin ham petrol üretiminin artmaya devam ettiğini ancak bu artışın ağırlıklı olarak hafif ve düşük kükürtlü ham petrolden kaynaklandığını ve bu üretimin, geçmişte Basra Körfezi'nden sağlanan orta yoğunluklu ham petrolün yerini tam olarak dolduramadığını sözlerine ekliyor.