Barış Harekatı: Kıbrıs'a Giden Yol ve Emekli Orgeneral Demirel'in Anıları
Gündem

Barış Harekatı: Kıbrıs'a Giden Yol ve Emekli Orgeneral Demirel'in Anıları

4

20 Temmuz 1974 tarihinde başlayan ve Kıbrıs Türk Halkı için yeni bir dönemin kapılarını aralayan Barış Harekatı'nın üzerinden tam 52 yıl geçti. Bu tarihi askeri operasyonun perde arkasını, dönemin önemli komutanlarından emekli orgeneral Bedrettin Demirel'in 1986 yılında yaptığı çarpıcı açıklamalarla yeniden hatırlıyoruz. Emin Çölaşan'ın sorularını yanıtlayan Demirel, harekatın stratejik planlamasından askerlerin manevi gücüne kadar pek çok kritik konuya ışık tutuyor. Demirel, "Her durum için planımız vardı. Silahlarımızın çoğu 2. Dünya Savaşı'ndan kalmaydı. Fakat esas unsur insandır. Asıl savaşan ruhlar ve kafalardır. İnançlıysanız korku ortadan kalkıyor. Yani korkuyu yenen inançtır." sözleriyle savaşın sadece teknolojiyle değil, aynı zamanda insan ruhuyla kazanıldığını vurguluyor.

Gazeteci Emin Çölaşan, harekat konusunda bugüne dek daha çok siyasetçilerin konuştuğunu ve hiçbir askeri görüşün kamuoyuna yeterince yansımadığını belirterek, Kıbrıs'ın bir bölümünü fiilen kontrol altına alan kuvvetlerin komutanlarından biri olan Demirel'e minnettar olduğunu dile getiriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kurtuluş Savaşı'ndan sonra vatan savunması için ilk kez bu denli büyük bir operasyona giriştiğini hatırlatan Çölaşan, operasyonda kahramanlıkların yanı sıra eksiklikler, hatta bazı talihsiz olayların da yaşanmış olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Bu hassas konuları Orgeneral Demirel ile konuşma isteğini dile getirerek, 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'ta yaşanan darbe sonrasında Ada'daki Türk soydaşları için oluşan büyük tehdidi ve Türkiye'nin bu duruma nasıl müdahil olma hazırlığına girdiğini öğrenmek istiyor.

Emekli Orgeneral Bedrettin Demirel, o kritik günlerde İskenderun'da 39. Tümen Komutanı olarak görev yaptığını ve tümgeneral rütbesiyle tümeninin Kıbrıs'a yönelik olası bir müdahaleyi gerçekleştirmekle görevli olduğunu anlatıyor. 15 Temmuz darbesinin kendileri için bir işaret fişeği olduğunu belirten Demirel, darbecilerin meşru Kıbrıs hükümetini devirerek Garanti Antlaşması'nı ihlal etmesi üzerine derhal alarm durumuna geçtiklerini ifade ediyor. Birliklerinin İskenderun, Kahramanmaraş, Osmaniye ve İslahiye gibi farklı bölgelerde konuşlu olduğunu ve tüm bu birliklere 'hazır ol' emri verildiğini aktarıyor. Ankara'dan gelen emirlerle birlikte, daha önceden hazırlanan Kıbrıs müdahale planlarının devreye sokulduğunu, bu tür bir operasyonun sürpriz olmadığını, her ihtimale karşı detaylı planlamalar yapıldığını vurguluyor. Birliklerin hızla kıyı bölgelerine, özellikle de Mersin civarına sevk edildiğini, bu bölgeye intikalin 1967'de de yapıldığını ancak o dönemde harekatın gerçekleşmediğini hatırlatıyor.

Demirel, operasyonun en kritik noktalarından birine parmak basarak, harekat için kullanılan askeri teçhizatın günümüz standartlarında en ileri teknolojiye sahip olmadığını, silahların çoğunun İkinci Dünya Savaşı döneminden kaldığını itiraf ediyor. Ancak bu durumun moral bozmadığını, en önemli unsurun insan olduğunu ve silahların değil, savaşan ruhların ve zihinlerin belirleyici olduğunu vurguluyor. Tankların da eski teknolojiye sahip olduğunu, deniz çıkarma teknelerinin hızının yetersizliği ve sık sık arızalanması gibi lojistik sorunların yaşandığını ancak tüm bu eksikliklere rağmen askerlere ve subaylara olan güvenin tam olduğunu belirtiyor. Modern bir silahın ancak kullanılabilir ve bakımı yapılabilirse anlam kazandığını, aksi takdirde sadece birer hurda yığını olacağını ifade ediyor. Savaşın sadece düğmeye basarak düşmanı yok etmek olmadığını, nükleer silahların yarattığı etkiye rağmen insanlığın varlığını sürdüreceğini ve bu noktada ruhun, inancın ve azmin önemini bir kez daha vurguluyor.

Çıkarma operasyonunun detaylarına gelindiğinde ise Demirel, 20 Temmuz sabahı ilk birliklerin Girne'nin Platini olarak bilinen, şimdiki Yavuz Plajı'na ayak bastığını aktarıyor. Kıyıya ilk çıkanlardan biri olan ve hemen arkasında bulunan Yavuz Sokullu'nun şehit düştüğünü ve bu nedenle o plajın onun adıyla anıldığını belirtiyor. Çıkarma bölgesi olarak neden Girne'nin seçildiğine dair soruya Demirel, Mağusa'nın daha geniş ve çıkarılmaya daha uygun plajlara sahip olduğunu, ancak düşmanın burayı daha olası bir hedef olarak gördüğünü, Girne'nin ise düşmanın daha az beklediği bir nokta olduğunu açıklıyor. Beşparmak Dağları'nın kıyıya yakınlığı ve düşmanın gözetleme ateşi gibi dezavantajlara rağmen, yapılan değerlendirmeler sonucunda Girne'nin stratejik olarak daha doğru bir tercih olduğuna karar verildiğini ifade ediyor. İlk çıkan birliklerin iki deniz piyade taburu, üç piyade taburu, takviyeli bir topçu taburu, bir tank bölüğü ve bir muhabere grubundan oluştuğunu ve bu birliğe 'Çakmak Tugayı' adı verildiğini belirtiyor. Tümen karargahı olarak kendisinin ikinci kademede, 22 Temmuz sabahı bölgeye intikal ettiğini, ilk çıkan üç bin beş yüz askerin büyük bir kahramanlık gösterdiğini ve ilk gün düşman direnişinin beklenenden az olduğunu ancak ilerleyen saatlerde direnişin arttığını anlatıyor. Bu zorlu koşullarda Albay Nuri Karaoğlanoğlu ve Binbaşı Fehmi Ercan gibi kahramanların şehit düştüğünü de ekliyor.

Demirel, savaşın psikolojik boyutuna dair sorulan sorulara da içtenlikle yanıt veriyor. Hiçbir insanın savaştan korkmadığını söyleyemeyeceğini, ancak bu korku veya tereddütlerin inanç, azim ve irade ile aşılabileceğini belirtiyor. Türk askerinin subayına olan bağlılığının ve subayının gösterdiği cesaretin, askerin de motivasyonunu artırdığını vurguluyor. Bu görevde herkesin vazifesine büyük bir inançla bağlı olduğunu ve hiçbir firar olayının yaşanmadığını kesin bir dille ifade ediyor. 1917 Elazığ doğumlu olan Orgeneral Bedrettin Demirel'in hayat hikayesi de aktarılıyor. Kurtuluş Savaşı gazisi bir babanın oğlu olarak topçu subayı olarak yetiştikten sonra Harp Okulu'nu bitiren Demirel, kurmaylık ve general rütbelerine yükselerek yurt içinde ve dışında pek çok önemli görevde bulunmuş, 1974 Kıbrıs Harekatı'nda tümen komutanı ve ardından Kıbrıs Türk Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapmıştı. 1982'de emekliye ayrılmasının ardından Cumhurbaşkanlığı danışmanlığı gibi görevler üstlenen Demirel, 1988 yılında hayatını kaybetmiştir. Yarınki bölümde ise tarafların nasıl savaştığına, askerlerin morali ve beslenmesine dair detaylar ele alınacaktır.

Paylaş

İlgili Haberler