Bölgesel Asgari Ücret Tartışması: Çözüm mü, Kaos mu?
Türkiye'de yaşam maliyetlerindeki bölgesel farklılıklar, asgari ücretin tek bir standart yerine bölgelere göre farklılık göstermesi gerektiği yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Büyükşehirlerdeki yüksek yaşam giderleri ile Anadolu'daki daha mütevazı harcama kalemleri arasındaki makasın açılması, iş dünyasında 'bölgesel asgari ücret' uygulamasının yeniden masaya yatırılmasına neden oldu. İlk bakışta makul ve cazip gibi görünen bu öneri, aslında ülkenin geçmişte yaşadığı ve büyük sıkıntılara yol açan bir konuyu yeniden gündeme getiriyor.
SGK Başuzmanı ve köşe yazarı İsa Karakaş, bu tür bir önerinin yeni olmadığını ve geçmişte Türkiye'de uygulandığını vurgulayarak mevcut tartışmalara farklı bir boyut katıyor. Karakaş'ın belirttiğine göre, 1951 ile 1967 yılları arasında farklı bölgeler ve hatta sektörler bazında asgari ücret farklılaştırmaları denendi. Başlangıçta altı bölgeye ayrılan uygulama, daha sonra dörde indirilmişti. Ancak bu denemeler, çalışma hayatında beklenmedik ve ciddi krizlere yol açtı.
Geçmişte uygulanan bölgesel asgari ücret politikalarının çalışma hayatında yarattığı olumsuz etkiler, işçilerin protestolarına ve büyük grevlere sahne olmasına neden oldu. Mahkemeler şikayetlerle dolup taşarken, dönemin hükümeti bu uygulamaya son verme kararı aldı. 1989 yılından itibaren Türkiye genelinde tek bir asgari ücret belirlenmesi uygulaması başlatıldı ve bu durum günümüze kadar devam etti. Karakaş, daha önce başarısızlıkla sonuçlanmış bir denemenin tekrar gündeme getirilmesini, 'duvara çarpmış bir arabayı aynı duvara tekrar sürmek' olarak nitelendirerek bu konudaki endişelerini dile getiriyor.
Uluslararası uygulamalarla Türkiye'deki durumu kıyaslayan Karakaş, gelişmiş ülkelerdeki asgari ücret tartışmalarının Türkiye'deki kadar yoğun olmadığını ve Avrupa ülkelerinde Türkiye'deki kadar yüksek oranda asgari ücretli çalışan bulunmadığını ifade ediyor. Türkiye'de asgari ücretin, ortalama ücret seviyelerine yakın olması nedeniyle sadece bir maaş olmanın ötesinde, çalışma hayatındaki pek çok temel parametrenin belirlenmesinde kilit rol oynadığını belirtiyor. Bu temel taşı çektiğinizde, tüm sistemin çökme riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunuyor.
Karakaş, asıl sorunun bölgesel farklılıklardan ziyade genel hayat pahalılığı olduğunu ve mevcut asgari ücretin, ailelerin temel gıda ihtiyaçlarını bile karşılamakta yetersiz kaldığını rakamlarla ortaya koyuyor. 2026 itibarıyla asgari ücretin, bir ailenin aylık mutfak masrafının sadece %78'ini karşılayabildiği gerçeği, sorunun temelinde yatan ekonomik sıkıntıları gözler önüne seriyor. Bu durumun İstanbul'dan Şanlıurfa'ya, Anadolu'nun her köşesinde benzer şekilde yaşandığına dikkat çekiyor.
Asgari ücretin sadece bir maaş rakamı olmanın ötesinde, devletin sosyal güvenlik sisteminin temelini oluşturan bir mihenk taşı olduğunu vurgulayan Karakaş, bu rakamın değişmesiyle birlikte SGK primleri, Genel Sağlık Sigortası (GSS) ödemeleri, askerlik, doğum ve yurt dışı borçlanmaları, SGK idari para cezaları, işsizlik maaşı, rapor paraları, kıdem tazminatı tabanı ve çeşitli devlet yardımları gibi pek çok kalemin doğrudan etkileneceğini detaylandırıyor. Bu durumun, genel bir devlet düzeni ve vatandaşların sosyal hakları açısından ciddi dengesizliklere yol açabileceği endişesini taşıyor.
Bölgesel asgari ücret uygulamasının, mevcut ekonomik yapıyı daha da karmaşık hale getireceği ve zincirleme bir şekilde yeni sorunlara yol açacağı öngörülüyor. Uzmanlar, farklı bölgelerde veya sektörlerde farklı asgari ücretler belirlenmesinin, kıdem tazminatı, işsizlik maaşı gibi haklarda eşitsizlikler yaratacağını belirtiyor. Dahası, asgari ücretten faydalanan çalışanların maaşlarının da bu farklılıklardan etkileneceği ve bunun da emeklilik sistemlerinde yeni bir kaos ortamı yaratabileceği konusunda uyarıda bulunuluyor.