Bülent Arınç'tan AKP'ye Çıkış: Kuruluş İlkelerine Dönüş Çağrısı
AK Parti'nin önde gelen kurucularından ve eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, uzun süredir aktif siyasetten uzak olmasına rağmen yaptığı açıklamalarla gündem yaratmaya devam ediyor. Ankara'daki ofisinde BBC Türkçe'ye verdiği özel röportajda, kurucusu olduğu AK Parti'ye yönelik önemli tespitlerde bulunan Arınç, partinin kuruluş ilkelerine geri dönmesi gerektiğini vurguladı. Arınç, geçmiş siyasi tecrübelerinden yola çıkarak, özellikle liyakat, ehliyet ve istişare mekanizmalarının güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Siyasi hayatına Milli Görüş hareketinin ilk partisi olan Milli Nizam Partisi ile başladığını hatırlatan Arınç, Recep Tayyip Erdoğan ve diğer pek çok arkadaşının siyasete Necmettin Erbakan'ın öncülüğünde adım attığını belirtti. Erbakan'ın istişareye verdiği önemi vurgulayan Arınç, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi (FP) dönemlerindeki siyasi süreçleri de anlattı. FP'nin kapatılmasının ardından ortaya çıkan yenilikçi ve gelenekçi kanat ayrılığında Abdullah Gül'ün yanında yer aldığını ifade eden Arınç, AK Parti'nin kuruluşunda kendisi, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdüllatif Şener gibi isimlerin öncü rol üstlendiğini sözlerine ekledi.
Arınç, AK Parti'nin kuruluşunda benimsenen 'muhafazakâr demokrat' kimliğine ve Avrupa Birliği ile kurulan ilişkilere de değindi. Milli Görüş'ün bir ideal olduğunu ancak parti kimliğinin zamanla evrildiğini belirten Arınç, AK Parti'nin AB'ye olan taraftarlığının Milli Görüş geleneğinden en belirgin farklarından biri olduğunu söyledi. Recep Tayyip Erdoğan'ın partinin kuruluşundan sonra Batı'ya yönelik, 'Biz dinci bir parti değiliz, Batı yanlısı bir partiyiz' mesajı verdiğini aktaran Arınç, bu yaklaşımın 2005 yılında Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlama tarihini almasında etkili olduğunu dile getirdi.
AK Parti iktidarının performansını iki döneme ayıran Arınç, 2013 yılına kadar olan ilk dönemi sağlık, ulaşım ve enerji alanlarındaki başarılar nedeniyle 'muhteşem' olarak nitelendirdi. Bu dönemde Maastricht ve Kopenhag kriterlerine uyum sağlandığını hatırlatan Arınç, 2013 sonrası dönemde ise FETÖ yapılanması, Suriye'deki gelişmeler, 15 Temmuz darbe girişimi, çözüm sürecinin sekteye uğraması ve Gezi Parkı olaylarının hükümetin dengesini bozduğunu savundu. Ergenekon davaları sürecinde hükümetin bu davaları desteklediği iddialarını kesin bir dille reddeden Arınç, bu davalardaki senaryoların iktidarı hedef aldığını ancak yanına eklenen farklı unsurları hoş karşılamadıklarını belirtti. 15 Temmuz darbe girişimi gibi kritik süreçlerin kendisi için sürpriz olduğunu ifade eden Arınç, 17-25 Aralık sürecinin Başbakan Erdoğan'ın kendisi ve ailesi hakkındaki iftiralara karşı önlem alma ihtiyacından kaynaklandığını ve bu durumun içeride bir çalkantıya yol açtığını sözlerine ekledi. Gezi Parkı protestolarını bir 'kalkışma' olarak değerlendiren Arınç, bu sürecin Erdoğan üzerinde derin bir travma yarattığını ve başlangıçta iyi niyetli kişilerin yer aldığı bu eylemlere zamanla radikal grupların dahil olduğunu ifade etti. Arınç, 'Birinci dönemdeki yükseliş trendimiz ikinci dönemde devam etmedi' diyerek, partinin yeni bir reform hareketiyle ve aynı ilkelere bağlı kalarak farklı insanlarla yola devam edebileceği yönündeki görüşünü belirtti. 2014'te Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesi ve sonrasında sistem değişikliği ile siyasi rolünün sona erdiğini belirten Arınç, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu'na girmesine rağmen yaklaşık bir buçuk yıl sonra istifa ettiğini ve bu ayrılığın kendisi için doğru bir karar olduğunu ifade etti. Son olarak, partinin kuruluş ilkelerine dönülmesi, sistemin yeniden düzenlenmesi, ehliyet, liyakat ve istişareye yeniden önem verilmesi yönündeki çağrısını yineledi.