PKK Silah Bırakma Süreci Belirsizliğini Koruyor
Terör örgütü PKK'nın silah bırakma ve Türkiye'ye dönme sürecine ilişkin ayrıntılar henüz tam olarak netlik kazanmış değil. Güvenlik birimleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı, Irak ve Suriye'deki ilgili yönetimlerle yoğun temaslarını sürdürüyor. Terörle mücadelede yeni bir dönemin kapısını aralayan çerçeve yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmesinin ardından, gözler örgütün silahlarını teslim etmesi aşamasına çevrildi. Ancak, teröristlerin yurt dışındaki silahlarını hangi ülkeye ve ne şekilde teslim edecekleri konusunda mevcut durumda bir belirsizlik hakim.
Öcalan'ın örgüt mensuplarına yönelik yapabileceği olası bir silah bırakma çağrısının detayları da merak konusu. Edinilen bilgilere göre, bu çağrının örgüt üyelerine tüm silahlarını belirlenen mercilere teslim etmeleri ve ardından Türkiye'ye dönmeleri yönünde bir mesaj içermesi bekleniyor. Bu kritik sürecin, yani örgüt mensuplarının silahlarını bırakıp lojistik malzemeleri teslim etme işleminin, önümüzdeki iki ila üç aylık bir zaman dilimini kapsayabileceği öngörülüyor.
Güvenlik makamları ve istihbarat birimleri, silah bırakma sürecinin sağlıklı ilerlemesi adına Irak merkezi hükümeti, Kuzey Irak bölgesel yönetimi ve Suriye'deki ilgili otoritelerle aktif müzakereler yürütüyor. Bu temasların temel amacı, silah teslimatının gerçekleştirileceği coğrafyayı ve yöntemi netleştirmek. Süreçle ilgili olarak, 'Silahını teslim eden bir teröristin, Milli Güvenlik Kurulu'nun alacağı kararlara kadar ne yapacağı' ve 'Tüm silahların gerçekten teslim edildiğinin nasıl teyit edileceği' gibi kritik soruların henüz yanıt bulmadığı gözlemleniyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen ve Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme adını taşıyan yasanın ardından, Milli Güvenlik Kurulu'nun 'Fesih ve silah bırakmayı teyit' yönündeki kararının Resmi Gazete'de yayımlanması bekleniyor. Bu hukuki sürecin tamamlanmasını müteakip, terör örgütü mensuplarının önümüzdeki altı aylık yasal süre zarfında Türkiye'ye dönerek bu düzenlemeden faydalanma imkanı bulabileceği belirtiliyor. Yasanın uygulanmasına yönelik gerekli adımların, iktidara yakın kaynaklara göre, ekim ayının ilk haftasına kadar tamamlanmasının hedeflendiği ifade ediliyor.
Kandil'deki örgüt yöneticilerinin de, bulundukları ve terk ettikleri barınaklara ilişkin birkaç gün içinde bir açıklama yapabileceği yönünde iddialar bulunuyor. Bu düzenleme, özellikle uzun süreli hapis cezası gerektiren suçlarda 10 yıl, daha kısa süreli cezaları gerektiren suçlarda ise 5 yıl koşullu serbestlik ve denetimli serbestlik imkanı sunuyor. Temel şart ise yeniden suç işlememe taahhüdü. 'Af değil infaz' olarak nitelendirilen ancak pratikte cezaevindekilerin tahliyesini de sağlayacak olan bu düzenleme ile birlikte, erteleme süresince mevcut soruşturmaların durdurulması ve devam eden davaların ise askıya alınması öngörülüyor.
Bu süreçle ilgili olarak, Diyarbakır'da bir üst geçide asılan Kürtçe pankartlar dikkat çekti. Pankartlarda yer alan 'Gelek sipas reîs', 'Aştî bi xêr be' ve 'Biratî her tim be' ifadeleri, Türkçe'ye 'Çok teşekkürler reis. Barış hayırlı olsun, kardeşlik daim olsun' olarak çevriliyor. Bu pankartların, yerel siyasi bir oluşum tarafından asıldığı iddia edildi. Öte yandan, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çerçeve yasanın kabul edilmesinin ardından Erzurum'da bir grup genç, sürece tepki göstermek amacıyla şehir duvarlarına çeşitli mesajlar yazdı. Bu mesajlar arasında, 'Ben Aybüke Yalçın, kanım yerde kaldı', 'Ben Selçuk Paker, boşuna mı can verdim', 'Ben şehit Semih Özbey, kanım yerde mi kaldı?' gibi ifadeler yer aldı. Bu tepkiler, şehit ailelerinin ve kamuoyunun hassasiyetini yansıtıyor.
2017 yılında PKK'lı teröristlerce şehit edilen ve henüz mesleğinin ilk yılında olan öğretmen Aybüke Yalçın ile 2015 yılında kaçırılıp uzun yıllar sonra şehit edilen Jandarma Astsubay Semih Özbey'in annesinin, 'Madem müzakere edilebiliyordu, benim evladım 5 yıl esirken neden hiçbir şey yapmadınız?' şeklindeki sitemi, sürecin duygusal boyutunu gözler önüne seriyor. 2016 yılında Diyarbakır Sur'daki operasyon sırasında şehit düşen bordo bereli asker Selçuk Paker'in, tabutuna sığmayan 2.04 metrelik boyuyla defnedilmesi de hafızalarda yer eden acı bir anı olarak kaldı. Bu olaylar, terörle mücadelenin ve verilen şehitlerin yarattığı derin üzüntüyü ve toplumsal hafızayı canlı tutuyor.