Ekonomide Sıkı Para Politikası Dönüşü mü? Bakanlık İddiaları Yalanladı
Ekonomi çevrelerinde, Türkiye'nin uyguladığı sıkı para politikasında bir 'kalibrasyon' yapılacağı yönündeki iddialar, Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan gelen açıklamayla yalanlandı. Bakanlık, ekonomi programında köklü bir değişiklik yapılacağı yönündeki yorumların gerçeği yansıtmadığını belirtti. Ancak bu yalanlama, finans dünyasındaki tartışmaları tam olarak dindirmedi. Reel sektörün yüksek faiz oranları ve kredi kısıtlamaları karşısında giderek artan finansman zorlukları yaşadığına dair işaretler güçlenirken, aynı zamanda enflasyonla mücadelede elde edilen kazanımların erken bir gevşeme adımıyla riske atılabileceği endişesi de dile getiriliyor.
Söz konusu iddialar, bir ekonomi gazetesinde yer alan habere dayanıyordu. Haberde, reel sektör üzerindeki finansman baskısını hafifletmek amacıyla para politikasında üç ana başlıkta düzenleme hazırlığı yapıldığı öne sürülmüştü. Bu başlıklardan ilki, gecelik fonlama faizinin politika faizine yaklaştırılmasıydı. İkinci olarak, döviz ve KOBİ kredilerindeki büyüme sınırlarının esnetilmesi gündeme getirilmişti. Üçüncü ve son olarak ise döviz kurundaki artışın enflasyona daha yakın bir patikaya oturtulması ihtimalinden bahsedilmişti. Bu iddialar, kısa sürede ekonomi dünyasında geniş yankı buldu ve çeşitli yorumlara yol açtı.
Ekonomist Deniz Eresen, bu konudaki değerlendirmesinde, tartışmanın farklı dinamikleri barındırdığını vurguladı. Eresen'e göre, 'gevşeme' kelimesinin her zaman aynı anlama gelmediğini belirterek, teknik normalleşme ile politika değişikliği arasındaki farka dikkat çekti. Gecelik fonlama faizinin politika faizine yaklaştırılmasının, likidite yönetimi kapsamında bir teknik normalleşme olarak görülebileceğini ifade eden Eresen, döviz kurunun enflasyon kadar artırılmasının ise enflasyon programının temel parametrelerinde önemli bir politika değişikliği anlamına geleceğini belirtti. Bu nedenle, bu üç konuyu aynı torbaya koyarak genel bir 'para politikası gevşemesi' yorumu yapmanın veya tam tersine hiçbir şeyin değişmediğini savunmanın eksik bir okuma olacağını savundu. Eresen, reel sektörün mevcut sıkı para politikası altında ciddi finansman sorunları yaşadığını, işletme sermayesine erişimin zorlaştığını, kredi maliyetlerinin yükseldiğini ve özellikle KOBİ'ler için krediye erişimin başlı başına bir sorun haline geldiğini sözlerine ekledi.
Eresen, yüksek faiz politikasının talebi soğutmada etkili olduğunu ancak bunun üretim kapasitesi üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği uyarısında bulundu. Finansmana erişimdeki sıkılığın uzun sürmesi durumunda, işletmelerin üretimden, yatırımdan ve istihdamdan vazgeçebileceğini, bunun da enflasyonla mücadele edilirken ekonominin arz tarafına zarar verebileceğini ve orta vadede yeniden enflasyonist baskı yaratabileceğini belirtti. Tartışmadaki en hassas başlığın döviz kuru olduğunu belirten Eresen, kurun enflasyonun altında tutulmasının ihracatçı ve sanayici açısından rekabetçilik sorunları yarattığını kabul etmekle birlikte, kur artışının enflasyona endekslenmesinin otomatik bir enflasyonist döngü yaratabileceği riskine dikkat çekti. Türkiye gibi ekonomilerde kur hareketlerinin fiyatlama davranışları üzerindeki etkisinin güçlü olduğunu hatırlatan Eresen, bu tür bir mekanizmanın dezenflasyon süreci için ciddi bir kısır döngüye yol açabileceği konusunda uyardı. Kurun baskılanmasının sonsuz bir süre devam edemeyeceğini, bunun da ekonomi yönetiminin önündeki en büyük zorluklardan biri olduğunu ifade etti. Bir yandan enflasyonu düşürmek için reel değerlenen TL'ye ihtiyaç duyulurken, diğer yandan reel değerlenmenin uzamasının ihracatçı ve sanayici üzerindeki baskıyı artırdığını dile getirdi. Bu ikilemin kurda bir düzeltme ihtiyacını gündeme getirdiğini ancak bunun enflasyona endeksli mekanik bir politika yerine, verimlilik, dış denge, rezervler ve enflasyon beklentileri gibi faktörler göz önünde bulundurularak yönetilmesi gerektiğini savundu.
Kredi musluklarının geniş çaplı olarak açılmasının bir çözüm olmadığını, bunun yerine kredinin yönünün değiştirilmesinin daha doğru bir yaklaşım olacağını belirtti. Üretim, ihracat ve yatırım odaklı şirketlere sağlanan krediler ile tüketimi finanse eden kredilerin aynı kefeye konulamayacağını ifade etti. KOBİ'lerin işletme sermayesine erişimini kolaylaştıracak seçici adımların atılabileceğini, ancak tüm kredi kanallarında eş zamanlı ve güçlü bir gevşemeye gidilmesi halinde iç talebin yeniden hızlanacağını ve Merkez Bankası'nın faiz politikasıyla sağladığı sıkılaştırmanın kredi kanalıyla boşa çıkarılmış olacağını savundu. Eresen, asıl meselenin ekonomi programının güvenilirliği olduğunu vurguladı. Türkiye'nin son yıllarda enflasyonu düşürmek için ağır bir bedel ödediğini, hanehalkının yüksek faizle, reel sektörün finansman sıkıntısıyla, ücretlilerin ise alım gücü kaybıyla karşı karşıya kaldığını hatırlattı. Bu tür bir süreçten sonra enflasyonda kalıcı başarı sağlanmadan yapılacak geniş çaplı bir gevşemenin hem ekonomik hem de beklentiler açısından maliyet yaratacağını belirtti. Diğer yandan, reel sektördeki sıkışmayı görmezden gelerek 'enflasyon düşene kadar devam' yaklaşımının da sürdürülebilir olmadığını ekledi. Ekonomi yönetiminin önündeki en zor sorunun, enflasyonla mücadeleden vazgeçmeden reel sektöre nasıl nefes aldırılacağı olduğunu ifade etti.
Eresen, ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde bazı makroihtiyati tedbirleri gözden geçirmesinin şaşırtıcı olmayacağını, ancak bunun programdan vazgeçildiği anlamına gelmemesi gerektiğini sözlerine ekledi. Ekonomi politikasının durağan olmadığını, zamanla ekonomik gelişmelere göre araçların yeniden ayarlanabileceğini, bunun da 'kalibrasyon' olarak adlandırılabileceğini söyledi. Ancak faiz, kredi ve kurun aynı anda gevşetilmesi durumunda bunun bir kalibrasyon olmaktan çıkıp, ekonomi politikasının yönünü değiştirmek anlamına geleceğini belirtti. Mevcut enflasyon görünümünde Türkiye'nin böyle kapsamlı bir rota değişikliği için yeterli alana sahip olmadığını düşündüğünü ifade etti. Buna karşılık, üretimi ve ihracatı destekleyecek seçici kredi düzenlemeleri ve likidite yönetimindeki teknik normalleşme adımlarının tartışılmasının son derece doğal olduğunu savundu. Kısacası, reel sektörün nefes almaya ihtiyacı olduğunu ancak enflasyonla mücadelede henüz durulabilecek bir noktada olmadığımızı sözlerine ekledi. Bu çerçevede, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın açıklaması, iddiaların gerçek dışı olduğunu ortaya koysa da, reel sektörün yaşadığı sıkıntılar ve enflasyonla mücadele arasındaki hassas denge, ekonomi gündeminin üst sıralarında yer almaya devam edecek gibi görünüyor.