Hürmüz Boğazı'nın Açılması OPEC'in Geleceğini Tehdit Ediyor
Orta Doğu'da yaşanan jeopolitik gelişmeler ve çatışmalar, küresel enerji piyasalarını yeniden şekillendirirken, stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nın akıbeti uluslararası kamuoyunun gündeminde üst sıralarda yer alıyor. Boğazın yeniden trafiğe açılması, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri tarafından memnuniyetle karşılansa da, piyasaya akacak muazzam petrol hacminin, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) zaten hassas olan pazar hakimiyetini tamamen sarsabileceği öngörülüyor. Savaş öncesinde küresel petrol ve doğalgaz akışının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik su yolunun kapatılması, OPEC'in üretimini önemli ölçüde düşürmüş ve sektörün merkezini Orta Doğu'dan uzaklaştırmıştı. Suudi Arabistan gibi büyük üreticiler, bu köklü değişimlere karşı koymak için sınırlı seçeneklere sahip görünüyor. Boğazın ne zaman ve hangi koşullarda yeniden açılacağına dair belirsizlikler devam ederken, ABD yönetiminin trafik akışının savaş öncesi normale dönmesi yönündeki ısrarı, İran'ın boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürme kararlılığıyla çelişiyor. Bu durum, piyasadaki toparlanma sürecinin temkinli, tartışmalı ve inişli çıkışlı olacağına işaret ediyor.
Bu belirsizlik ortamında, çatışmaların neden olduğu devasa mali kayıpları telafi etmek amacıyla Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Irak ve İran gibi ülkelerin petrol ihracatını maksimum seviyeye çıkarma çabası içine gireceği neredeyse kesinleşmiş durumda. 28 Şubat'ta başlayan çatışmaların ardından Orta Doğu'dan yapılan günlük yaklaşık 13 milyon varillik petrol ihracat kaybı, küresel arzın yaklaşık %13'üne denk geliyor. Bu durum, Reuters Open Interest (ROI) hesaplamalarına göre 80 milyar doları aşan bir gelir kaybına yol açtı. Bununla birlikte, rafineriler, depolama tesisleri, tankerler ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri gibi enerji altyapısında meydana gelen hasarın maliyeti on milyarlarca doları buluyor. Özellikle Asya'dan gelen yüksek enerji talebi, ülkeleri hızlı bir şekilde üretime dönmeye teşvik ediyor. Asya'daki hükümetler ve rafineriler, çatışma süresince tüketimi kısarak ve stoklarını azaltarak bir tür 'bekle-gör' politikası izlemişlerdi ve şimdi stoklarını yeniden doldurmak için sabırsızlanıyorlar. Ancak arz ve talebin aynı anda toparlanması pek olası görünmüyor. Orta Doğu'daki üreticilerin, kapatılan günlük yaklaşık 11 milyon varillik üretim kapasitesini yeniden devreye alması aylar sürebilir. Ayrıca, talepteki azalmanın ne kadarının kalıcı olduğu ve ne kadarının sadece ertelendiği henüz netlik kazanmış değil. Jeopolitik risklerin devam etmesi de, tedarik zincirlerini zorlayacak ve petrol fiyatlarında yeni dalgalanmalara neden olacak dengesiz bir toparlanma senaryosunu güçlendiriyor.
Tarihsel olarak, bu tür krizler OPEC'in gücünü pekiştirirdi. Kartel ve Rusya gibi müttefikleri, geçmişte yaşanan krizlerde üretimi ayarlayarak piyasaları istikrara kavuşturmuştu. COVID-19 pandemisi sırasındaki koordineli üretim kesintileri ve ardından gelen artışlar, fiyatlardaki aşırı dalgalanmaları önlemişti. Ancak mevcut durumda OPEC'in bu dengeleyici rolü üstlenme kapasitesi oldukça zayıflamış görünüyor. Savaş, OPEC'i hem zayıflamış hem de bölünmüş bir halde bırakmış durumda. ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA) verilerine göre, örgütün üretimi şubat ayındaki günlük 31 milyon varil seviyesinden nisan ayında ortalama 20 milyon varile geriledi. OPEC'in küresel üretimdeki payı ise tarihi bir düşüşle %22'ye indi. Daha da endişe verici olanı, Birleşik Arap Emirlikleri'nin kendi üretim büyüme stratejisini izleme kararıyla nisan ayında örgütten ayrılma kararı alması oldu. Bu adım, OPEC'in birlikteliğine ve Suudi Arabistan'ın liderliğine ciddi bir darbe vurdu. Rusya'nın, Ukrayna'nın enerji altyapısına yönelik saldırılar nedeniyle genişletilmiş OPEC+ ittifakı içinde dengeleyici bir tedarikçi olarak ihracatını artıramaması da durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Ukrayna'nın Moskova'nın savaş ekonomisini zayıflatma çabaları, Rusya'nın hareket alanını kısıtlıyor.
Bu bağlamda, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, Suudi Arabistan'ı oldukça zorlu bir pozisyona sokabilir. Gelir ihtiyacı artan OPEC üyesi ülkelerin, pazar payı kapma mücadelesine girmesi, piyasaya daha fazla petrol sürmelerine ve fiyatlar üzerinde ciddi bir aşağı yönlü baskı oluşturmalarına neden olacaktır. Riyad yönetiminin, bu ülkeleri üretimi kısmaya ikna etmesi giderek zorlaşacaktır. Suudi Arabistan'ın savaş sırasındaki stratejileri de kendi pozisyonunu zayıflatmış olabilir. İhracatının büyük bir kısmını Kızıldeniz rotalarına kaydıran Riyad, çatışma sırasındaki fiyat artışlarından faydalanmayı başardı. Ancak boğazın yeniden açılmasıyla birlikte, Irak ve Kuveyt gibi alternatif ihracat rotası sınırlı olan ülkeleri üretimi sınırlamaya ikna etmesi daha da güçleşecektir. OPEC'in son politika sinyalleri de bu durumu destekliyor. Örgüt, üst üste dördüncü ay üretim artışı konusunda anlaşmaya vardı. Bu eğilim devam ederse, OPEC+ grubu, 2023 yılı için belirlenen günlük 1,65 milyon varillik üretim kesintisini eylül ayına kadar, en azından kağıt üzerinde, tamamen geri almış olacak. Arz tarafındaki toparlanmanın anında gerçekleşmeyeceği açık olsa da, risk dengesi giderek arz fazlasına işaret ediyor. Analistlere göre, OPEC'in geri dönen varillerine ek olarak ABD, Brezilya ve Venezuela gibi ülkelerden gelen güçlü üretimin devam etmesi, Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılmasını takip eden aylarda küresel piyasayı günlük yaklaşık 5 milyon varillik bir arz fazlasıyla karşı karşıya bırakabilir. Körfez dışındaki üreticilerin kriz sırasında piyasadaki konumlarını güçlendirmiş olması, Körfez ülkelerinin agresif bir fiyatlandırma politikası izlemeden kaybettikleri payı geri almalarını zorlaştıracaktır. OPEC'in geçmişte fiyat savaşlarına girme konusundaki istekliliği biliniyor. Ancak son yılların en yıkıcı arz şokunun ardından yeni bir savaş başlatmak, kontrolün tamamen kaybedilmesi ve OPEC döneminin sona ermesi riskini daha da hızlandırabilir.