Küresel Borç Sarmalı: Zengin Ülkeler Sokak Olaylarına mı Hazırlanıyor?
Ekonomi

Küresel Borç Sarmalı: Zengin Ülkeler Sokak Olaylarına mı Hazırlanıyor?

8

Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel ekonominin mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerinde rotasını daha önce alışılagelmişin dışında, gelişmiş ülkelere çeviriyor. Bugüne dek ağırlıklı olarak gelişmekte olan ve borç yükü altında ezilen ekonomilere yönelik analizler yapan kurum, bu kez ABD, Avrupa Birliği ülkeleri ve Japonya gibi dünyanın en büyük ekonomilerindeki artan borçlanma maliyetleri ve enflasyonist baskılara dikkat çekiyor. Yaklaşan IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında, zengin ülkelerdeki bu tehlikeli gidişatın masaya yatırılması bekleniyor.

Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerin, özellikle ABD ile İran arasındaki gerilimin küresel enflasyonu tetiklediği belirtiliyor. Bu durum, gelişmiş ülkelerde hükümetlerin borçlanma maliyetlerinin son on yılların zirvesine ulaşmasına neden oldu. Trilyonlarca dolarlık mevcut borçların faiz yükünü karşılamak ve kamu hizmetlerini sürdürmek için yeni borçlanmalara yönelmek zorunda kalan bu ülkeler, uzmanlar tarafından 'kısır döngü' olarak nitelendirilen bir ekonomik çıkmaza sürükleniyor. Merkez bankalarının, artan petrol fiyatları karşısında enflasyonu kontrol altına almak amacıyla uyguladığı faiz artırımları, küresel finansal piyasalarda dalgalanmalara yol açarken, gelişmekte olan ekonomileri de ya faiz artışlarına uyum sağlamaya ya da ciddi sermaye çıkışlarıyla yüzleşmeye zorluyor.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, borç krizinin baş aktörlerinin artık gelişmiş ülkeler olduğunu vurgulayarak, bu durumun yalnızca bu ülkelerin sınırları içinde kalmayacağı uyarısında bulundu. Yapay zeka gibi teknolojik gelişmelerin bazı ekonomilerde yarattığı olumlu etkilere rağmen, temel borç ve enerji krizlerinin maskelendiğini ifade eden Georgieva, gelişmiş ülkelerdeki borç seviyelerinin daha önce görülmemiş noktalara ulaştığını belirtti. Artan faiz oranlarının, hükümetlerin vatandaşlarını hayat pahalılığının olumsuz etkilerinden korumasını zorlaştırdığını dile getiren Georgieva, "İnsanların mutsuzluğunun artmasına hazırlıklı olmalıyız. Bu tepkiler yakında sokaklara taşabilir" diyerek toplumsal huzursuzluk riskine dikkat çekti. Uluslararası Finans Enstitüsü'nün (IIF) raporları da bu endişeleri destekler nitelikte; zengin ülkelerin sadece faiz ödemeleri için yılda 3,3 trilyon doların üzerinde bir meblağ ayırmak zorunda kaldığı, bu rakamın küresel savunma ve yapay zeka harcamalarının toplamını dahi aştığı belirtiliyor.

Yıllardır mali disiplinsizlik ve artan borç riskleri konusunda gelişmekte olan ülkelere yönelik sert uyarılar getiren IMF'nin, gelişmiş ekonomilere yönelik tavsiyelerinin ne kadar dikkate alındığı ise tartışma konusu. Son analizler, ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi büyük ekonomilerin, IMF'nin mali politikaya ilişkin önerilerinin yalnızca yaklaşık yüzde 15'ini hayata geçirdiğini gösteriyor. Bazı finans analistleri ise bu tabloyu daha farklı yorumluyor. TS Lombard Genel Müdürü Dario Perkins gibi isimler, mevcut durumun kökeninde basit bir enerji ve para politikası sorunu olduğunu savunuyor. Perkins, enerji fiyatlarındaki istikrarın sağlanmasıyla enflasyonun ve borç geri ödeme maliyetlerinin de düşeceğini öngörüyor. Bu arada, gelişmiş ekonomiler krizin eşiğinde debelenirken, gelişmekte olan piyasaların geçmişte yaşadıkları finansal krizlerden çıkardıkları derslerle daha dirençli bir yapı sergilediği gözlemleniyor. Özellikle 1997 Asya Krizi'nin ardından benimsenen sıkı mali politikalar ve artan rezervler, bu ülkelerin mevcut küresel çalkantılara karşı daha hazırlıklı olmalarını ve IMF'ye olan bağımlılıklarının azalmasını sağladı.

Ekonomik baskıların artması, kaçınılmaz olarak siyasi ve toplumsal riskleri de beraberinde getiriyor. İstihbarat ve analiz şirketi Verisk Maplecroft'un verileri, 1990'ların sonundaki Asya Krizi'nde olduğu gibi, günümüzde de toplumsal huzursuzluk riskinin en fazla gelişmiş ülkelerde yükselişte olduğunu ortaya koyuyor. Avrupa, son yıllarda toplumsal huzursuzluk endeksinde en belirgin bozulmayı yaşarken, bu eğilim ABD ve Kanada'da da gözlemleniyor. Fransa'da eğitim bütçesindeki yetersizlikler gerekçesiyle düzenlenen ve milyonlarca kişinin katıldığı geniş çaplı protestolar, gelişmiş ülkelerin hem ekonomik hem de sosyal alanlarda ne denli büyük bir baskı altında olduğunun somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Paylaş

İlgili Haberler