Küresel Gerilim Hattında Ateş Yükseliyor: Çok Sayıda Cephede Askeri Hareketlilik
Dünyanın farklı coğrafyalarında art arda gelen askeri hareketlilik ve saldırı haberleri, küresel güvenlik endişelerini doruk noktasına taşıdı. Avrupa'daki Rusya-Ukrayna savaşının şiddetlendiği bir dönemde, Rusya'nın başkenti Moskova daha önce görülmemiş büyüklükte bir insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla sarsıldı. Eş zamanlı olarak, Orta Doğu'da Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad, balistik füze ve İHA saldırılarının hedefi oldu. Asya'da ise Kuzey Kore'nin yeni bir füze denemesi ve Çin ile Tayvan arasındaki askeri gerilimin tırmanması, bölgedeki durumu daha da karmaşık hale getirdi. Bu gelişmelerin ortasında, Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak, Lübnan, Kuveyt ve Bahreyn gibi ülkelerdeki büyükelçiliklerinden kendi vatandaşlarına yönelik yapılan güvenlik uyarıları, Orta Doğu'daki endişeleri daha da derinleştirdi. Farklı nedenlere dayanan bu krizlerin aynı zaman diliminde yoğunlaşması, küresel gündemin en üst sıralarına yerleşen güvenlik sorunlarını bir kez daha ön plana çıkardı.
Rusya-Ukrayna savaşının cephe hattı, Moskova'nın kapılarına kadar dayanmış durumda. Rus yetkililerin bildirdiğine göre, Rusya'nın başkenti ve çevresi, savaşın başlangıcından bu yana kaydedilen en büyük İHA saldırılarından birine maruz kaldı. Moskova Belediye Başkanı'nın açıklamalarına göre, son günlerde Rus hava savunma sistemleri tarafından bin altı yüzden fazla İHA engellendi ve bu İHA'ların yaklaşık dört yüz ellisi doğrudan Moskova'ya yönelmişti. Bu saldırılarda can kayıpları yaşanırken, Moskova bölgesindeki bir petrol rafinerisinde de hasar meydana geldiği rapor edildi. Ramenskoye bölgesinde bulunan yüksek bir apartmandan, aralarında yetmiş çocuğun da bulunduğu yaklaşık dört yüz kişi tahliye edildi. Ukrayna cephesinden saldırılarla ilgili henüz resmi bir açıklama gelmemiş olsa da, saldırıların Rusya'daki parlamento seçimlerinin son gününe denk gelmesi dikkat çekici bulundu. Moskova yönetimi, bu saldırının seçim sürecini sekteye uğratma amacı taşıdığını iddia etti; ancak bu iddia Kiev tarafından doğrulanmadı.
Orta Doğu'da ise gerilim farklı bir boyut kazandı. Yemen'deki İran destekli Husi milisleri, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki kritik noktaları balistik füzeler ve insansız hava araçları ile hedef aldıklarını duyurdu. Riyad semalarında tehlike uyarıları yapılırken, başkentin ana havalimanı yakınlarında büyük bir patlama ve ardından yükselen yoğun dumanlar gözlemlendi. Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu tarafından yapılan açıklamada ise, Husiler tarafından Riyad'a doğru ateşlenen bir balistik füzenin hava savunma sistemleri tarafından önlenerek imha edildiği belirtildi. Koalisyon sözcüsü, Husilerin daha önceki dönemlerde de Biş, Taif, Farasan ve Yenbu gibi şehirleri hedef almaya çalıştığını ancak bu girişimlerin de başarıyla engellendiğini ifade etti. Bu saldırılar, finans piyasalarında da hissedildi. Suudi Arabistan borsası, saldırıların ardından düşüşe geçerken, Katar başta olmak üzere diğer Körfez ülkelerinin borsalarında da kayıplar yaşandı.
Orta Doğu'daki askeri hareketliliğin artması, Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgedeki vatandaşlarına yönelik güvenlik uyarılarını da beraberinde getirdi. ABD'nin Irak, Lübnan, Kuveyt ve Bahreyn'deki büyükelçilikleri, bölgedeki güvenlik durumunun giderek karmaşıklaştığına dikkat çekerek, ABD vatandaşlarını azami dikkat göstermeleri konusunda uyardı. Bu uyarılarda, Husilerin Suudi Arabistan'daki sivil havalimanları dahil olmak üzere çeşitli noktaları hedef aldığına vurgu yapılırken, Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmaların hızla tırmanabileceği uyarısı yapıldı. Ayrıca, İran ve İran'a bağlı grupların ABD ile bağlantılı hedeflere yönelebileceği ihtimali üzerinde duruldu ve ABD'nin geçmişte Orta Doğu dışındaki diplomatik tesislerinin de saldırılara maruz kaldığı hatırlatıldı. Bu durum, bölgedeki sivil havacılık faaliyetleri üzerinde de endişe verici bir etki yaratmaya devam ediyor. Avrupa Sivil Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA), Basra Körfezi üzerindeki sivil uçuşlara yönelik güvenlik uyarısını 30 Eylül tarihine kadar uzattı. Bu uyarı, Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri hava sahalarını kapsıyor. EASA ayrıca, İran, Irak ve Lübnan hava sahalarında sivil uçuşların yapılmaması yönündeki mevcut tavsiyesini de eylül ayı sonuna kadar geçerli kıldı. Kurum, bölgedeki füze ve İHA saldırısı riskinin yüksekliğine ve hava savunma sistemlerinin teyakkuz durumunun sivil uçakların yanlış tespit edilme riskini artırabileceğine dikkat çekti.
Gerilimin yükseldiği tek coğrafya Avrupa ve Orta Doğu ile sınırlı değil. Kore Yarımadası'nda da tansiyon artıyor. Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, Kuzey Kore'nin 20 Eylül tarihinde ülkenin doğu kıyısı açıklarına doğru yeni bir füze fırlatması gerçekleştirdiği bildirildi. Bu füze denemesi, Pyongyang yönetiminin nükleer ve balistik füze programlarının Güney Kore, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından yakın takibe alındığı bir dönemde gerçekleşti. İlk bilgilere göre, fırlatılan füzenin türü, tam olarak nereden ateşlendiği ve izlediği rota hakkında henüz detaylı bir açıklama yapılmadı. Öte yandan, Asya-Pasifik bölgesindeki bir diğer hassas nokta ise Tayvan çevresi. Çin Halk Cumhuriyeti'nin Tayvan adası ve Güney Çin Denizi'ndeki askeri tatbikatları ve hareketliliği, bölgedeki diğer ülkeler tarafından büyük bir dikkatle izleniyor. Daha önce yapılan haberlerde, Çin'e ait büyük bir askeri İHA'nın, Güney Çin Denizi üzerinde diğer uçakların kimlik bilgilerini taklit eden transponder sinyalleri kullanarak çok sayıda uçuş gerçekleştirdiği ortaya çıkmıştı. Askeri analistler, bu tür faaliyetlerin, olası bir askeri çatışma senaryosunda kullanılabilecek yanıltma ve elektronik harp taktiklerinin bir denemesi olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor. Çin Savunma Bakanlığı ise bu uçuşların amacı hakkındaki sorulara yanıt vermeyi reddetti. Çin'in bölgedeki askeri varlığı sadece Tayvan ile sınırlı kalmıyor. Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik hakları konusundaki anlaşmazlıklar ve Çin ile Filipinler arasındaki sürtüşmeler de bölgedeki askeri riskleri artıran önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin Filipinler ile imzaladığı karşılıklı savunma anlaşması göz önüne alındığında, bu iki ülke arasında yaşanabilecek herhangi bir ciddi askeri olayın çok daha geniş çaplı sonuçlar doğurabileceği öngörülüyor.
20 Eylül itibarıyla ortaya çıkan küresel tablo, birbirinden bağımsız gibi görünen ancak aynı zaman diliminde yoğunlaşan çok sayıda askeri gerilimin varlığını gözler önüne seriyor. Avrupa'da Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken, Moskova yüzlerce İHA'nın kullanıldığı büyük bir saldırıya sahne oldu. Orta Doğu'da Suudi Arabistan'a yönelik füze ve İHA saldırıları sürerken, ABD dört farklı ülkedeki vatandaşlarına yönelik güvenlik uyarılarında bulundu. Avrupa'nın önde gelen sivil havacılık otoritesi, Basra Körfezi'ndeki risklere karşı uyarısını sürdürürken, Kore Yarımadası'nda Kuzey Kore yeni bir füze denemesi gerçekleştirdi. Asya-Pasifik'te ise Tayvan ve Güney Çin Denizi çevresindeki askeri hareketlilikler en üst düzeyde takip ediliyor. Bu eş zamanlı gelişmeler, küresel barış ve istikrar için ciddi bir tehdit oluştururken, uluslararası toplumun bu çok cepheli krizlere karşı nasıl bir yol izleyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.