Ümit Özdağ'dan Ruhban Okulu Vurgusu: Casus Yuvası Uyarısı
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun yeniden açılması ihtimaline karşı önemli uyarılarda bulundu. Özdağ, okulun yurt dışından gelecek öğrencilerle birlikte FETÖ okullarına benzer bir yapıya dönüşerek bir 'casus yuvası' haline gelebileceği endişesini dile getirdi. Bu iddiasının temel gerekçesi olarak ise Türkiye'de bu okulda eğitim alacak yeterli sayıda Ortodoks vatandaşın bulunmamasını gösterdi.
Özdağ, Fener Rum Patrikhanesi'nin Lozan Antlaşması'nı sistemli bir şekilde ihlal ettiğini ve Türkiye'nin ulusal çıkarlarını olumsuz etkileyebilecek dış politika bağlantıları kurarak ülkeyi tehdit altına soktuğunu savundu. Daha önce de gündeme gelen, patrikhanenin İstanbul'da 'Vatikan Modeli' bir devlet kurma planlarına işaret eden Özdağ, bu konudaki endişelerinin arttığını belirtti. Zafer Partisi'nin Ruhban Okulu'ndaki çalışmaları yerinde incelemek üzere görevlendirdiği bir heyetin, Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ'a kapsamlı bir rapor sunduğu öğrenildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 25 Eylül 2025'teki Amerika Birleşik Devletleri ziyareti sırasında, 1971'den bu yana kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması için çaba göstereceklerini ve bu konuyu Patrik Bartholomeos ile görüşeceğini belirtmesi, gelişmeleri hızlandırdı. Patrik Bartholomeos da okulun bu yılın eylül ayında açılabileceğine dair bir duyuru yaparak, okulda yoğun bir tadilat ve yenileme çalışmasının sürdüğünü ifade etti.
Zafer Partisi lideri Özdağ, Ruhban Okulu'nun 1971'de kapatılma nedenine de dikkat çekerek, okulun o dönemde Türk devletinin denetim ve yönetimi altına girmeyi reddettiğini ve bu nedenle kilise tarafından kapatıldığını hatırlattı. Eğer okulun Yükseköğretim Kurulu (YÖK) denetimi ve yönetimi altında açılmazsa, bunun ağır bir kapitülasyon, egemenlik ve laiklik karşıtlığı anlamına geleceğini, Anayasa'nın ihlal edileceğini vurguladı. Özdağ'a göre, okulun Türk devlet denetimi dışında açılması, İstanbul'u yeniden 'Konstantiniye' yapma çabası olarak yorumlanabilir ve tarihi surlar içinde 'Vatikan Modeli' bir Ortodoks din devleti oluşturma girişimleri, egemenlik ihlali ve açık bir tehdit oluşturuyor. Özdağ, Patrik Bartholomeos'un 'ekümenik patriklik' iddiasının aksine, hukuki statüsüne dönerek Fatih Kaymakamlığı'na bağlı bir din görevlisi olması gerektiğini ve Fener Rum Kilisesi'nin (patrikhane değil) aslına uygun hizmet vermesi gerektiğini savundu. İhtiyaç duyulması halinde, Ruhban Okulu'nun yalnızca Ortodoks Türk vatandaşlarına ve devlet denetiminde eğitim vermesinin yeterli olacağını belirtti.
Patrik Bartholomeos'un kendisini 'evrensel' yani tüm dünyayı kapsayan bir patrik olarak görmesi ve Galata Rum Okulu'ndaki restorasyon çalışmalarının 'Ekümenik Patrik Hazretleri 1. Bartholomeos'un himayelerinde' yürütüldüğüne dair ifadeler, bu konudaki iddiaları güçlendiriyor. Herhangi bir okulun yenilenmesine karşı çıkılmayacağını belirten Özdağ, asıl sorunun Ruhban Okulu'nun devletin denetim ve yönetiminden kaçma eğiliminde olduğunu vurguladı. Geçmişte, Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığı ve Prof. Dr. Kemal Gürüz'ün YÖK Başkanlığı dönemlerinde okulun YÖK'e bağlı bir yüksekokul olarak açılması yönünde girişimler olmuş ancak sonuç alınamamıştı. Özdağ, bu gelişmenin, Türkiye'nin uluslararası alanda maruz kaldığı çifte standartlara da bir örnek teşkil ettiğini ifade etti. Batı Trakya'da Türklerin kendi müftülerini seçmelerine izin verilmezken ve Yunan makamlarınca atanan müftüleri camilere sokmayan Batı Trakya Türklerine hapis cezaları verilirken, Heybeliada Ruhban Okulu'nun bu şekilde açılmasının kabul edilmesinin büyük bir siyasi taviz olduğunu söyledi.
Ruhban Okulu'nun açılması konusu, Süleyman Demirel'in ikinci cumhurbaşkanlığı döneminde de gündeme gelmişti. Demirel'in görev süresinin bitimine kısa bir süre kala, dönemin YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz, Dışişleri Bakanlığı yetkilileri tarafından Cumhurbaşkanının talimatıyla bilgilendirilmişti. Ankara'da yapılan görüşmelerde, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde, YÖK Yürütme Kurulu'nun 14 Eylül 1999 tarihli kararıyla kurulan Dünya Dinleri Kültürü Bölümü bünyesinde 'Ortodoks Teolojisi Anabilim Dalı' kurulması ve bu anabilim dalı başkanlığına, Ortodoks mezhebine mensup, doktora derecesine sahip bir Türk vatandaşının atanması konusunda mutabakata varılmıştı. Bu programa, ÖSYM aracılığıyla ve mülakatla öğrenci alınması, mülakatların ise başta Atina olmak üzere yurt dışındaki diğer merkezlerde de yapılması planlanmıştı. Programa kabul edilen öğrencilerin, diğer öğrencilerle birlikte ortak zorunlu dersleri alması ve üniversitenin kurallarına uyması öngörülüyordu. Derslerin uygulamalı kısımlarının Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nda gerçekleştirilmesi ve okulun girişindeki tabelada 'TC. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ortodoks Teolojisi Anabilim Dalı Uygulama Araştırma Merkezi' yazması da mutabakatın diğer maddeleri arasındaydı.
Dışişleri Bakanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği tarafından olumlu bulunan bu formül, sorunun çözümüne yaklaşıldığı düşünülürken YÖK içinde bir direnişle karşılaştı. Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, Demirel'in görev süresi dolana kadar konuyu sonuçlandıramadığını, ardından Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanı olmasıyla siyasi iradenin ortadan kalktığını belirtti. Konunun Başbakanlık Azınlıklar Tali Komisyonu'na devredilmesiyle birlikte Ruhban Okulu'nun açılması talebinin reddedildiği aktarıldı. Gürüz'ün ifadelerine göre, o dönemde YÖK Başkanının önerilerine 'evet' diyen Patrik, bugün başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere bazı ülkelerden aldığı destekle daha ileri düzeyde taleplerde bulunmaya devam ediyor.